
Kiralık Otomobil Sektörü 11 Eylül saldırısından sonra, başta ABD olmak üzere, dünyanın birçok ülkesinde, havayolu ile yolcu taşımacılığındaki dramatik gerilemeye paralel olarak, düşüşe geçmişti. 11 Eylülün ardından, dünyadaki siyasal ve ekonomik gelişmelerden olumsuz etkilenen ülkelerin arasında, -belki de en üst sıralarda- Türkiye de yer aldı.
2001 ve 2002 yılında ülkede yaşanan ekonomik krizler sırasında, Yılmaz ve Ecevit hükümetlerinin kurları sabitleyen ekonomik politikasına güvenerek, ithalata dayalı büyüme modeline yönelenler arasında, otomotiv sektörü de yer alıyordu.
Krize açık pozisyon ve stokla yakalanan işletmeler, stoklarını eritmek amacıyla eldeki kullanılmamış araçları, çok düşük bedellerle pazara sürünce, kiralık otomobil şirketlerinin özvarlıkları -nedense Ulaştırma bakanlığı buna ÖZMAL adını veriyor- yüzde yetmişlere varan ölçülerde aşındı.
Kriz ilk aşamada kiralık otomobile yönelik iç talebi büyük ölçüde aşağı çekti. Aynı dönemde havacılık sektörünün de güvenlik korkusu nedeniyle gerilemesi, Türkiye gibi yabancı turist hareketlerinin yüzde seksene yakın bölümünü, havayoluyla sağlayan bir ülke için, dış talebin sınırlanması sonucunu getirdi.
Bu gelişmelerin ardından, yükselen petrol fiyatları nedeniyle dünya ekonomisinin durgunluk dönemine girmesi, dünya ölçeğinde bu sektöre ağır darbeler vurdu. Özellikle ABD borsalarında kote olan, dünyanın en büyük kiralık otomobil şirketlerinin hisselerinde çok ciddi düşüşler gözlendi. Bunlardan bazıları iflas etti.
Aynı dönemde Türkiye'de süregelen kayıt dışı fiyat uygulaması ve denetimsizlik, zaten güçsüz durumda bulunan kiralık otomobilcilerin, zor günler yaşamalarına neden oldu.
Finansman güçlüğü çeken turizm sektörünün, “her şey dâhil'' yöntemi dışında çıkış yolu bulamayışı, bireysel kiralama pazarının, özellikle güneyde mevsimsel zorluklara daha dayanıklı olan ve de sayısı her geçen gün artan, küçük işletmelerin eline geçmesine yol açtı.
Konaklama tesislerinin dışına çıkarılmayan turistler, özellikle güneyde karayolu trafiğindeki yoğunluğun yarattığı güvensizlik ortamı gibi etkenler; Türkiye'nin doksanlı yıllardaki müşteri profilini aşağı çekti.
Tur operatörlerinin Türkiye'deki yerel satışlarında son tüketiciye yansıttıkları yüksek fiyatlar, her geçen sezon pazarı biraz daha daraltırken, kiralık otomobil sektöründe olumlu gelişme beklenmesi çok güçtü.
Yetmişli yılların bireysel gezen, turist profili yerini bu kez; havaalanı-otobüs-konaklama üçgeninde sıkıştırılan, sadece gerekli alışveriş için dolaştırılan, ele geçirildikleri her yerde “hanutlanan” potansiyel alış-veriş makinalarına bıraktı. Bu ortamda yabancılara dönük kiralık otomobil potansiyelinin giderek yok olması kaçınılmazdı.
Öyle de oldu.
Ancak kriz kelimesinin bir Uzakdoğu dilinde “fırsat” anlamına geldiğini anımsatanları doğrulayacak, şaşırtıcı bir gelişme ortaya çıkmakta gecikmedi.
Kriz sırasında iyice daralan, ilaç, gıda, kozmetik, dağıtım ve bankacılık gibi pek çok sektörden, otomobile zorunlu ihtiyaç duyanlar, finansmana ihtiyaç duymadan, araç kiralama yöntemlerine başvurdular.
Kiralık Otomobil sektörünün kriz sonrası ortaya çıkan yeni aktörleri, finansman bulmakta zorlanmasalar da, yüksek faizlerin artırdığı maliyetleri aşağı çekecek formülü bulmakta gecikmediler.
Büyük çaplı iş yapan otomotiv bayilerinden bazıları, aynı bünye içinde filo kiralama bölümleri kurdular.
Kuşkusuz bu örgütlenme modelinin kendine göre tutarlı bir mantığı vardı. Ülkeyi yönetenlerin gözünden kaçsa da, bu yasal yöntemi kullananlar kısa sürede sektörde olağanüstü kapasite artışı sağladılar.
Yapılanlar aslında çok basitti.
Araç satışında alınan KDV'nin % 18 (2001 yılında KDV oranı %23) oranında belirlenmesine karşın, kiralık otomobil hizmetinin “turistik amaçlı” sayılarak % 18 olan KDV'sinin, alımda tahakkuk ettirilen KDV'den mahsup edilmesi, otomotiv bayilerini kısa sürede eski büyük müşterilerinin amansız rakipleri haline getirdi.
Bayiler araç satışlarında tahsil ettikleri %23 oranındaki KDV'sini, ertesi ay Maliye Bakanlığına yatırmak yerine, kendi işletmeleri adına tescil ettirdikleri araçlar için gerekeni mahsup ederek, KDV ödemez hale geldiler. (sadece % 5 oranında ödemeye başladılar.)
Kullanılmış ikinci el binek araçlarda ödenmesi gereken KDV sadece % 1 oranında olduğu için, bayilik ile kiralık otomobil işletmesini birlikte yürüten kuruluşlar, aynı iş kolundaki “kiralık otomobil”cilere göre % 17 ölçüsünde fiyat avantajı sağladılar.
Yıllık toplu alımlarında, üreticilerden ekstra prim sağlamaları son derece doğal olan otomotiv bayileri, son bir kaç yılda dağıtım şirketlerinin, bankaların ve ilaç şirketlerinin filolarını, ama aslında araç yatırımlarının finansmanlarını sağlar hale geldiler.
Bir yandan artan sayılar aritmetiğine göre, birim başına maliyetleri düşürerek, otomotiv üreticileri ve ithalatçıların cirolarını yükseltirken, öte yandan büyüyen yatırımlarını, yüksek rekabet nedeniyle, çok düşük kar marjlarıyla ayakta tutuyorlardı.
Dışarıdan bakıldığında bir başarı öyküsü gibi duran bu görünümde, iyi gitmeyen bir şeyler var mıydı? Eğer şimdiden önlem alınmazsa arzu edilmeyen gelişmeler yaşanabilir miydi?
Kaynak:Bahattin Yücel - www.turizmdebusabah.com