Kullanıcı Adı :  
 Şifre :  
    Üye Ol >>    Giriş >>
Şifremi Unuttum
Bir ürünü/hizmeti satın alırken sizin icin öncelikli olan nedir?




 
Gönder >> | Sonuçlar >> 
İşi Dünyayı Dolaşmak / Özcan Yüksek

Sayfalarını çevirmeye başladığınızda sizi alıp götüren bir yayını, yani Atlas’ı çıkaran Özcan Yüksek, 18 yıldır iş icabı dünyayı gezse de kendini gezgin görmüyor: “Bir dergi yöneticisinin yapmaması gereken ne varsa yapıyorum. Nereye gidileceğine orada karar veriyorum. Yanıma çadır almıyorum. Sokakta, arazide yatıyorum ya da biri beni misafir etsin diye bakıyorum. Aslında keşfetme duygusunun ön koşullarını baştan hazırlıyorum.”

Bambaşka bir iş öyküsü…

Gazetecilik ne zaman kanınıza girdi?
Hukuk fakültesini kazandım ama hukukçu olmayacağımı en baştan biliyordum. Mahkeme salonunda üniforma giyiyim, ayağa kalkayım gibi çalışma modeli hiç bana göre değildi. Normal hayatta da en lüks yerlere giderken bile o davette herkesin giydiği bir ceketi giymem, gömleğim de ütülü değildir. Gazeteciğe geçişim ise öğrenciyken gazetede dış haberlerde çalışmaya başlayarak oldu. Sonra da bir dergi çıkar, dediler. Ben de çıkarmaya başladım. Çıkardığım dergi ise Atlas'tı.

Sadece gezi amaçlı değil, öğrenme ve keşfetme amaçlı bir dergi. Kendi alanının da gözbebeği.  Bu piyasada aynı çizgiyi tutturmak zor olmuyor mu? Nedir okuyucularınızı aşık eden unsurlar?

Başlangıçtan itibaren dergi okuruyla birebir temas halinde oldu. Derginin okuru ile çalışanı arasında bir farklılık koymadık. Mesela, "buluşmalar" kelimesini biz bulduk. Bir dizi toplantılar yaptık. Bir yerde yürüyeceğiz dediğimizde mesela ilk gün 300 kişi başvuruyor. Alışık olunan dergilerden başka şeyler yapmaya çalıştık. Sırrımız aslında derginin keşfetme arzusunu birçok alana yaymamızdan kaynaklanıyor. O yüzden de en çok satan dergi Atlas.

“Gezgin” kelimesi iki uçlu. Bir tarafıyla uçarı, bir o kadar da “cool”. Sizin tanımınız ne?
Bana gezgin diyebilirler belki ama ben kendimi ideal gezgin olarak görmüyorum. Ben işim gereği gezginlik yapıyorum. Ve bunu yaparken de gezginlik ruhuna göre davranıyorum. Macera yolculuğuna çıkıyorum ve işim olmasa belki gene öyle yapardım ama işim dışında bu işle ilgilenseydim daha uzun kalırdım. Mesela bir yıl. Gezginlikten benim anladığım ölümüne orada kalmak, geri dönmemek üzere yola çıkmak demek. 

Yani seyahatlere geri dönmemek üzere çıkıyorsunuz, öyle mi?
Evet! Bir derginin yöneticisinin yapmaması gereken ne varsa yapıyorum. Çok planlamıyorum, nereye gidileceğine orada karar veriyorum. Bilinçli olarak yanıma çadır almıyorum. Sokakta, arazide ya da biri beni misafir etsin diye bakıyorum. Buna uygun ortamları sağlamaya çalışıyorum. Aslında keşfetme duygusunun en baştan itibaren ön koşullarını hazırlıyorum. Konfor ve güvenlik aramıyorum.

Macera, güvensiz ortamlarda başlıyor…
Aynen öyle. Gezginlik esasında güvensiz alanda seyahat etmek demektir. Biz aslında yerçekimine tabiyiz ve ayağımızın yere basması bizim içgüdümüz. Ama gezgin hareket ettiği, uzaklaştığı an emin olmadığı bir yerdedir. Bilmediği bir yerlere giderse, ne kadar tariflere bakarsa, asıl macera o zaman başlar.

Peki çantanıza ne koyuyorsunuz yola çıkarken?
Sıcak bir yere gideceksem 2 gömleğim olur, çabuk kuruyan cinsten. Onun dışında kitaplarım. Çantamın yarısı boştur, dönüşte ise gittiğim yerden aldığım kitaplar yer alır. Bir ayakkabı alırım. Kralın kızının düğününe bile o ayakkabı ile giderim. Soğuk yere de 1 bot, yine 2 gömlek.

Gezide en çok tedirgin eden şey hangisi?
İnsanlarla yakınlaşmaya çalışırım ve bu ortamlarda normalin dışında negatif diyebileceğimiz insanlar olabiliyor. Sınırda, uçlarda dolaşıyorsam bunlara dikkat ederim. Onlardan korkmadığımı belli etmeye çalışırım ve bunu belli ederim. Korkutmaya çalışırım. Sorulan sorulara cevap vermemeye çalışırım ama çok da ısrar ederse neye uğradığını şaşıracak cevaplar veririm. Türk olduğumu söylerim, çekinirler Türklerden.

Sürekli seyahat eden biri olarak, ekibinizin koordinasyonunu kurmak zor olmuyor mu?
Başka bir işte yönetici olsaydım sanırım daha farklı olurdu. Bizde her şey bilgiye dayalı. Bilgi hiyerarşisi olduğu gibi bilgi demokrasisi de var. Yönetici sorumluluğu gereği buna bakıyorum. Bilgi anlamında yanlış yönlendirmeden son derece rahatsız olurum. Ama bunu ben de söylerim, ordan geçen çaycı da söyleyebilir. İnsanlar arasında hiyerarşik bir yapı olsa da bizde yatay ilişkiler var. Sabah 9 akşam 6 yerine, 24 saat iş anlayışına inanıyoruz. Dolayısıyla bu duyguyla çalışıyoruz. Ve bunca yıldır da Atlas’tan neredeyse kimse çıkarılmadı. Az insanla çalışılır ve kriz anlarında da kimse çıkarılmaz.

Yerinizde olmak isteyen çok insan vardır eminim. Sizin için de bu durum geçerli mi? Hiç bunaldığınız oluyor mu?
Tabi ki oluyor. Yaptığım işe çok imreniliyor olabilir ama o kadar zor bir iş ki... Sürekli bir koordinasyon yeteneği ve beraberinde de keşfetme hissine sahip olmanız gerekiyor. Siz bakmayın, işimi kimseye tavsiye etmiyorum aslında! Müthiş bir tempo gerektiriyor ve çoğu zaman kendinizi bile unutuyorsunuz. Sürekli bir gidiş halinde olmak hiç kolay değil. Yoğun ve yorucu. Mesela, sürekli dergiyi yetiştirmek zorunda olduğum için ellerim ağrıyor yazı yazmaktan. Röportaj sorularını bile bu yüzden e-posta üzerinden yanıtlayamıyorum, her zaman yüzyüze yapmayı tercih ediyorum. 

 İşiniz gezmek olduğuna göre tatil planınızı nasıl yapıyorsunuz peki?
Bu sene bir yere gidemeyecek kadar yorgunum. Tatile gitmeme kararı aldım. En azından yurtdışına gitmeyi hiç düşünmüyorum. İstanbul’da olmak, tanıdıklarımı görmek, önceliğim. Ama eğer tatile gideceksem de gidilmeyen yerlere gitmeyi tercih ediyorum. En önemlisi bilinen yerlere gitsem bile, hiç bilinmeyen yönlerini keşfetmeye çalışıyorum.
 
Peki böyle bir ortamda özel hayat nasıl oluyor? Oluyor mu daha doğrusu?
Bütün hayatım altüst oluyor. Birçok işimi yapamıyorum. Arkadaşlarımı, yakınlarımı göremiyorum. Pek hayat kalmıyor. Çocuğumla da çok fazla görüşemiyorum. Bırakıyorum ve sonra döndüğümde aynı şeyleri halletmeye çalışıyorum. 18 yıldır bu dergiyi yaptığım için de hep çok yoğunum!

Güneşlenmek değil de, keşfetmek isteyenler için yakın duraklardan birkaç öneriniz olur mu?
Bütün dereler yok ediliyor, yakın zamanda gidecek dere kenarı bulamayacaklar. O yüzden dere kenarlarına gitsinler. Karadeniz, Akdeniz derelerine gidebilirler. Geçenlerde Düzce’de Güzeldere diye bir şelaleye gittim; gayet güzel bir yer. Bir de, Kazdağları’nda bir Yaşam Okulu açıyoruz. Masallar anlatılacak, Binbir Gece masalları okunacak. Oraya da bekleriz.

Ofiste durabiliyor musunuz peki?
Duramıyorum. Bizim için ofis ortamı çok kötü. Yönetici olduğum için gidiyorum ve toplantılara katılıyorum ama yazı yazamıyorum. Plaza ortamı çok rahatsızlık verici. Bu yüzden yapmamız gereken şeyleri yapamıyoruz.

Aynı zamanda edebiyatta da çalışmalarınız var. Anlatı türündeki son kitabınız Cinistan geçtiğimiz aylarda yayımlandı. Derginin dışında yazma düzenini nasıl kurguluyorsunuz? 
Bazı yazarlar yurtdışında bir yazıevine kendini 1-2 ay kapatıp kitaplarını yazıyorlar. Onlara imreniyorum. Acaba ben de öyle yapsam mı diye düşünüyorum bazen. Evet, sanırım daha iyi yazardım. Ama onların zamanları var. Benim öyle bir durumum yok. El yazısı ve bilgisayarla da yazıyorum. İstanbul’da trafikte de yazıyorum, devenin tepesinde de yazıyorum. Bu yüzden bilgisayarım devamlı yanımdadır.

İnternetle aranız nasıl? Sosyal medyayı kullanıyor musunuz?

Hem Facebook hem de Twitter’ı kullanıyorum, ama ahbap bulmak için değil. Kullanımını artırmak gerekiyor. Normalde yurtdışındaki kızkardeşlerim ve yeğenlerimle konuşmak için kullanıyordum. Ama şimdi olayın ne kadar ciddi olduğunu anladım. İş için de kullanılması gerekiyor ve ben de o yönde kullanmaya özen gösteriyorum.

Kaynak: www.yenibiris.com

 

 

 

Sayfayı Tavsiye Et - Gönderen Email Gidecek Email  
 
   Haberler    Haftanın Yazıları    Seçilmiş Makaleler Ağustos
Tüm Liste >>    Tüm Liste >>    Tüm Liste >>    
Bu sitenin tüm yayın hakları Gelişim Atölyesine aittir. ©